“Gösteri” TAMAM, Mücadeleye DEVAM!

215

Nurtopu gibi bir muhalefet sloganımız daha oldu. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 8 Mayıs’ta Ak Parti grup toplantısında “Şayet bir gün milletimiz ‘tamam’ derse ancak o zaman biz kenara çekiliriz” sözü sonrası Erdoğan’a muhalif olanlar #Tamam hashtag’iyle sosyal medyada bir kampanya başlattı. Kısa sürede yayılan bu kampanyayı, Reuters haber ajansı “Yarım milyon Türk ‘Erdoğan’a Tamam’ dedi” başlığıyla geçti.[1] Hollywood yıldızı Elijah Wood’dan Almanya Thüringen Eyalet Başbakanı Bodo Ramelow’a ve porno film oyuncusu Johnny Sins’e kadar uzanan enteresan ve geniş bir yelpazeden isimler de kampanyaya destek verdi. Mekân ve zaman hududu olmayan bir mecrada uluslararası isimlerin Türkçe bir kampanyaya destek vermesi normal karşılanabilir elbette. Fakat işin absürd tarafı; Erdoğan “millet derse ancak o zaman” diyerek kültür endüstrisi ve siyaset lobilerinin sempatik kampanyalarını hedef almıştır. Fakat kampanya tam da bu mahiyette ilerlemektedir. Alt sınıfların desteğini alarak ve onların hayat standardını yükselterek uzun yıllar iktidarda kalmayı başarmış bir siyasetçinin karşısında muhalefet, “postmodern bir gösteri” formunu kullanmaya devam etmektedir.

Guy Debord “Gösterinin kökeninde yatan şey, en eski toplumsal uzmanlaşma, yani iktidarın uzmanlaşmasıdır”[2] der. İktidar, ana akım sol cenah tarafından hala başbakan veya cumhurbaşkanı koltuğunu işgal eden kişilerde cisimleştirilse de post-yapısalcı filozofların işaret ettiği üzere modernite sonrası iktidar, bedensizliğin ve mekânsızlığın getirdiği aşkınlıkla her boşluğu doldurur ve pre-modern iktidarlardan daha nüfuzlu, daha egemendir.

Modern iktidarın bir diğer alamet-i farikası egemenliğin sadece siyasal kurumlar üzerinden değil, özellikle medya ve kültür endüstrisi öğeleriyle kurulmasıdır. Gerçeklik denilen “şey”, reklamlar ve filmler aracılığıyla kurgulanmakta, daha sonra bu gerçeklik gösterisi reklam ve film profesyonelleri dolayımıyla tekrar bize dönmektedir. Postmodern dönemde ise daha acıklı bir durumla karşı karşıyayızdır: Entelektüel cenah ve muhalif duruş “gösteri”nin bir parçasıdır artık.

De facto entelektüel sınıfına sokulan uzmanlarımız, yazarlarımız, oyuncularımız, steril siyasetçilerimiz, bisiklete binerek işe gitmeyi vadeden cumhurbaşkanı adaylarımız çok cici bir muhalif gösteri sergilemektedirler – gerçek hegemonik iktidarı gizleyerek. Nasıl ki “gösteride dünyanın bir kısmı kendisini dünya karşısında temsil eder ve bu kısım dünyadan üstün[dür]” ise, “aydınlık muhalefet” de “şeytani iktidar” karşısında yiğitçe gerçekliği savunur –“uzmanlaşan iktidarı” maskeleyerek. Mesela dünya dehşet bir mülteci kriziyle karşı karşıyadır. Avrupa Birliği “pis” ve “eğitimsiz”, dolayısıyla “asalak” mültecilerin “cennet” mekânı ülkelere girişini engellemek için her şeyi yapar. Bunun için muhalif oldukları Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı’yla anlaşma bile yaparlar. Mesela Uluslararası Pediyatri Birliği (IPA) mülteci çocuklara yönelik çabalarından ötürü Erdoğan’a Uluslararası Barış Ödülü’nü vermiştir fakat bu haber gündem olmaz ve şeytanlaştırılmaya devam edilir. Hem de tüm medya onun hâkimiyetindeyken(!). Bununla da kalınmaz; gösteri ilginç bir biçimde devam eder: Dünyanın “vicdanı” olarak teşekkül edilen kuruluşlardan UNICEF, 2017’de kimyasal ve konvansiyonel silahlardan kavrulan Doğu Guta’da çekilmiş dramatik bir fotoğrafı, Türkiye’nin PKK’ya yönelik operasyon yürüttüğü Afrin’de çekilmiş gibi veren bir tweet atar. Bir diğer kıymetli-steril-hak savunucusu kuruluş olan Af Örgütü ise 2012’de Halep’te çekilen, yıkıntılar arasındaki çocuk fotoğrafını Afrin’de çekilmiş gibi verir ve “Türkiye’nin yüzlerce sivilin hayatını riske attığını” iddia eder.[3] Yalan görseller yayıldıktan sonra hem UNICEF hem Af Örgütü özür dilemeden tweet’leri siler ve sessizce gösterilerine devam ederler.

Pierre Bourdieu “Gazetecilerin özel ‘gözlükleri’ vardır ve bunlarla bazı şeyleri görürlerken bazılarını görmezler ve gördükleri şeyleri de belli bir tarzda görürler. Bir ayıklama yapar ve ayıklanmış olan şeyi belli bir tarzda kurarlar. Ayıklanma ilkesi, sansasyonelin, gösteri niteliği taşıyanın aranmasıdır” der.[4] Anlaşılan bu durum artık gazetecilere has değildir ve muteber kurum ve isimleri de çemberine almıştır.

Zikredilen örnekler basit birer hata olmaktan öte, ideolojik sıkışmışlığın ve neoliberal özgürlükçü hikâyenin bir parçası olarak sahne almaktadır. Neye muhalefet edilecektir? Ne için muhalefet edilecektir? Yunanistan’da çöplük içinde yaşayan mültecilerin hakkı için mi protesto edilecektir? Yoksa Irak’tan sonra binlerce insanlık suçunun işlendiği Suriye’deki dram için mi? Avrupa’da yükselen ırkçılık ve başgösteren -Türkiye’nin de âlâsını yaşadığı- başörtüsü yasakları mı tel’in edilecektir yoksa dünyanın gözü önünde Myanmar’da katledilen ve tecavüze uğrayan binlerce insanın yaşadıkları mı? Hayır. Çünkü ortada koskoca -bir türlü sivil siyasetle alt edemedikleri- bir Erdoğan “sorun”u vardır. Bu sorun karşısında tüm insanlık dramları ve ihlaller önemsizdir. Ara sıra âdet yerini bulsun diye karşı çıkılan silah anlaşmaları ve çevreyi tahrip eden uluslar-üstü şirketler bir kenarda bekleyebilir (onlar bu arada kârlarına kâr katsın ama ne yapalım, daha mühim meseleler var!).

Mesele artık sadece bir “medya gösterisi”[5] olmayı çoktan aşmış gözükmektedir. Zamanında sermayeleri kendinden menkul işadamları dolgun maaşlı genel yayın yönetmenleriyle gazetecilik oynamayı pek sevmişlerdir. Yakın zamanda bu işadamlarından biri emekliliğe uğurlansa da anlaşılan o ki koltuğu hiçbir vakit boş kalmayacaktır. O vakit, halk, kendi gerçekliği için “direnmeye DEVAM” diyecektir.

Filiz Gündüz

[1] https://uk.reuters.com/article/uk-turkey-election-socialmedia/half-a-million-turks-say-enough-to-erdogan-on-social-media-idUKKBN1I92AD

[2] Guy Debord, Gösteri Toplumu ve Yorumlar, Çev.Ayşen Ekmekçi-Okşan Taşkent, Ayrıntı Yayınları, İstanbul, 1996, s.19.

[3] Daha fazlası için bkz. factchekingturkey.com

[4] Pierre Bourdieu, Televizyon Üzerine, Çev.Turhan Ilgaz, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul, 1997, s.24.

[5] Douslas Kellner, Medya Gösterisi, Çev. Zeynep Paşalı, Açılım Kitap, İstanbul, 2010.

1 YORUM

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu girin!
Lütfen adınızı girin