Terörizm ve İslamofobi arasındaki çizgi: “İnsan hayatı tehlikesi”

Hollanda’da bir camiyi kundaklayan ve mahkeme tarafından terör eyleminde bulunduklarına hükmedilen zanlılara verilen cezalar yüksek mahkeme tarafından indirildi.

172

Hollanda’da Arnhem Leeuwarden Yüksek Mahkemesi, iki yıl önce bir camiyi molotofkokteyli atarak kundaklayan zanlıların cezasında indirime gitti. Mahkemeden yapılan açıklamada, saldırının terör kapsamına girmesine rağmen, “insan hayatı tehlikesi” olmadığı gerekçesiyle ceza indiriminin uygulandığı bildirildi.

Hollanda’nın Enschede kentinde çoğunlukla Fas kökenlilerin gittiği Tweede Emmastraat Cami 27 Şubat 2016 tarihinde kundaklandığında, içeride ibadet eden çocuk ve yetişkinler bulunuyordu. Olayın hemen ardından inceleme yapan savcılık, “Saldırganlar eylemleriyle korku yaymaya çalıştılar.” diyerek eylemin terör maksatlı olduğunu açıkladı.

Savcının olayı terör saldırısı olarak nitelemesinin ardından mahkeme safhasında bir ilk yaşandı ve Hollanda’da bir camiye yapılan saldırı ilk defa mahkeme tarafından da “terör saldırısı” olarak kabul edildi. Yakalanan beş kişi hakkında 4 yıl hapis kararı verildi. Yüksek mahkemeye itiraz başvurularında bulunan hükümlüler hakkında oldukça tartışmalı bir karar çıktı. Yüksek mahkeme, olayın bir terör saldırısı olduğu konusunda alt mahkeme ile mutabık olmakla birlikte, söz konusu saldırıda herhangi bir “insan hayatı tehlikesi” olmadığına hükmederek hükümlülerden ikisinin cezasını 3 yıla, diğer ikisininse 2,5 yıla indirdi. Beşinci hükümlünün yüksek mahkemeye itiraz başvurusunda bulunmadığı kaydedildi.

Hollanda, ana muhalefetteki aşırı sağcı Özgürlük Partisi (PVV) lideri Geert Wilders ile özdeşleşen bir ırkçılık ve İslamofobi (İslam dinine ve inanlarına karşı irrasyonel önyargılar beslemek) imajına sahip. Diğer türdeki saldırılar dışında, sadece kundaklanan camilerin konumları Hollanda haritası üzerine işaretlendiğinde ülke geneline yayılmış bir İslamofobi meselesinin olduğu açık bir biçimde ortaya çıkıyor.

İstanbul merkezli düşünce kuruluşu Siyaset, Ekonomi ve Toplum Araştırmaları (SETA) Vakfı’nın Avrupa’da İslamofobik hadiseleri ele alan 2015 tarihli bir raporu, söz konusu yılda Hollanda’da Müslümanlara karşı 206 saldırı yapıldığı tespitine yer veriyor.

Hollanda’da son on yılda ciddi bir ivme kazanan İslam karşıtlığının neden yükseldiğine dair cevap niteliğindeki bir diğer çalışma ise Avrupa Konseyi’ne bağlı olarak faaliyet yürüten Irkçılık ve Hoşgörüsüzlüğe karşı Avrupa Komisyonu (ECRI) tarafından gerçekleştirildi. ECRI’nin 2008 yılında hazırladığı raporda, Hollanda’da İslam karşıtlığının özellikle 11 Eylül saldırıları, İslam’a hakaret ettiği gerekçesiyle Hollandalı film yönetmeni Theo van Gogh’un 2004 yılında Fas kökenli Muhammed Buyeri tarafından öldürülmesi gibi ulusal ve uluslararası olaylar sonrasında yükseldiğine dikkat çekiliyor.

geert wilders ile ilgili görsel sonucu

Terör örgütü DAEŞ’in ortaya çıkışı ve Fransa ve Belçika’daki terörist saldırıları da genelde Avrupa’da, özelde ise Hollanda’da Müslümanlara karşı yapılan saldırılarda bir artışa neden oldu. Al Jazeera’nin aktardığına göre, Hollanda Gizli Servisi AIVD’nin hazırladığı bir rapor 220 kadar Hollandalı Müslüman’ın DAEŞ gibi aşırıcı örgütlere katıldığından ve bunların Hollanda’ya geri dönmesi durumunda ülkede saldırılar düzenleyebileceklerinden bahsediyor.

Son dönemlerde yayınlanan bu raporlar, Hollanda’daki İslamofobik saldırıların nedenini açıklamak konusunda son derece yetersiz ve manipülatif. Zira Hollanda’da bu tür saldırıların geçmişi, raporlarda yükselişe gerekçe olarak gösterilen vakaların çok öncesine dayanıyor. DAEŞ ve 11 Eylül olayları, 1970’li yıllarda çeşitli ülkelerden Hollanda’ya gelen işçilere yapılan saldırıları ise açıklamıyor. Yabancı düşmanlığı, ötekinin bastırılması gibi aktif saldırı içeren hadiseler Hollanda için yukarıda bahsi geçen ulusal ya da uluslararası olayların ardından meydana gelen hadiseler değil. 1972 tarihli gazetelere bakıldığında, Hollanda’ya çalışmaya gitmiş olan Türklere yapılan saldırı hikâyeleri göze çarpıyor. Üstelik zaman zaman saldırılar sadece yabancıları değil, yabancılarla ilişkisi olan Hollandalıları da kapsayacak hale geliyor. Örneğin, 14 Ağustos 1972 tarihli Hürriyet gazetesi Türklerle arkadaşlık yapan Hollandalı kızların saldırganlar tarafından işkenceye uğradığı haberine yer veriyor.

Bütün bu siyasi ve toplumsal atmosfer içinde, Arnhem Leeuwarden Yüksek Mahkemesi’nin cami kundakçılarının cezasında indirime gitmesi çoğu Batı ülkesi tarafından nefret suçu olarak tanımlanan İslamofobik saldırılar ile terörist eylemler arasında net bir sınır çizgisi çekmesi anlamına geliyor. Tweede Emmastraat Cami’ne yapılan saldırıda, mahkeme kararında belirtilen “insan hayatı tehlikesi”nin olmayışı nefret suçu ile terörist eylem arasındaki farkı örtük olarak izhar eden bir kriter şeklinde ortaya konuyor. Peki, bir eylemin terör nitelikli olmasını sağlayan unsur nedir? Tek başına “İnsan hayatı tehlikesi” olması mı? Saldırı sırasında camide ibadet etmekte olan insanların varlığı “insan hayatı tehlikesi” kriterini karşılamıyor mu? Yoksa “insan hayatı tehlikesi”ni sadece ölümlü bir son şeklinde mi anlamak gerekiyor?

Dünya hiçbir zaman standart bir terörizm tanımına varamadı. Ancak ABD Federal Düzenlemeler Kanunu “politik veya toplumsal hedefler doğrultusunda bir hükümeti, sivil nüfusu ya da bunun bir kısmını korkutmak veya zorlamak için kişilere veya mülklere yönelik güç ve şiddetin hukuksuz kullanımı” olarak tanımlıyor. Bu anlamıyla, terörizm siyasi yönelimlidir. Nefret suçu ise bir kişi ya da grubun cinsiyet, din, dil, ırk veya renginden ötürü önyargılı yaklaşımların hedefi olması halinde gerçekleşir. Dr. Talha Övet’in Terörizm, İslamofobi ve Nefret Suçu İlişkisi başlıklı makalesinde belirttiği üzere, terörizm siyasi motivasyonla işlenirken nefret suçunda maksat yukarıda sıralanan özelliklerinden ötürü o kişi veya grubun hedef olmasıdır.

Bu bağlamda, Hollanda adli makamları cami saldırısını ilk olarak siyasi yönelimli bir hadise olarak ele aldı ve terör nitelikli olarak değerlendirdi. Ancak mesele üst mahkemeye intikal ettiğinde hadisenin “terör” niteliği değişmezken, ceza takdirinde şaşırtıcı biçimde indirime gidildi. Bu durumda, yüksek mahkeme terör niteliği olan bir olaya “nefret suçu” seviyesinde ceza takdirinde bulunmuş oldu. Ceza takdirindeki değişiklik ise olayda “insan hayatı tehlikesi” bulunmadığı ile gerekçelendirdi. Kundaklamaya yapılan hızlı müdahale başarılı olduğu, o sırada camide ibadet eden çocuk ve yetişkinler bir biçimde zarar görmediği için mahkeme tarafından “insan hayatı tehlikesi”nin bulunmadığına karar verildi.

Bu karardan sonra terör saldırısı niyetinde olanlar hem de buna maruz kalmaktan korkan insanlar biliyor ki Hollanda’da bir terör saldırısı, insan hayatını tehlikeye atmayan bir tarzda icra edilirse söz konusu teröristler için indirim tarifeleri var. Belki de sorun insan hayatının tehlike altına girmesi değil; “Hollandalı” insanların hayatlarının tehlike altına girmemesidir. Hollanda için gerek ulusal gerekse uluslararası hadiseler bu sonucu çok da değiştirecek kararlara yer vermiyor.

Hakan Önal

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu girin!
Lütfen adınızı girin