Türkiye’nin en büyük askerî üssü neden Somali’de?

116

Küresel bir rekabet aracı hâline gelen askerî üsler, dünya politikasında nüfuzunu arttırmak isteyen ülkelerin öncelikli planları arasında yer alıyor. ABD’nin üstünlüğe sahip olduğu bu alanda Rusya, Çin, İngiltere, Almanya, Fransa, Japonya öne çıkıyor. Türkiye de “küresel güç” iddiasına uygun olarak sınır ötesindeki askerî mevcudiyetine yatırım yapıyor.

Türkiye; Balkanlar, Kafkaslar, Ortadoğu ve Afrika’da yer alan 11 ülkede askerî varlığa sahip. Bu ülkelerin bir kısmında askerî üs, bir kısmında ise asker bulunduruyor. Son yıllarda askerî üslere ağırlık veren Türkiye en büyük üssünü Somali’ye inşa etti. 2017’de açılan ve 400 dönüm üzerine kurulan askerî üste 10 bin 500 Somalili askerin eğitim görmesi hedefleniyor.

Somali doğru bir tercih mi?

Türkiye’nin binlerce kilometre mesafedeki Somali’ye askerî üs kurması birtakım soru işaretlerini beraberinde getirdi. Bunların başında coğrafi uzaklık geliyor. Ayrıca devlet otoritesinin zayıflığı ve terör örgütü El-Şebab’ın özellikle ülkenin güney bölgelerinde etkin varlığı söz konusu. Zaten 1990’ların başında cereyan eden, 20 yıldan fazla süren iç savaş sona ermiş gözükmesine rağmen ülkedeki güvenlik ortamı oldukça kırılgan. Hâliyle siyasi istikrarı tehdit altında olan Somali’de aktif bir siyaset izlemek kolay değil. Ancak “Somali’nin doğru seçenek olmadığı” fikrine kapılmadan önce Türkiye’nin beklentilerine odaklamak gerek.

Türkiye’nin “Batı” odaklı geleneksel dış politikasını göz önünde bulundurmaksızın değerlendirme yapmak sağlıklı olmaz. Batı ile ilişkilerin geliştirilmesine odaklanan geleneksel Türk dış politikası, tek yönlü bu tercihiyle Türkiye’ye uzun yıllar pasif bir rol biçti. Fakat Cumhurbaşkanı Erdoğan liderliğindeki hükûmetler Türkiye’yi Batı’ya mahkûm eden bu geleneksel anlayışı reddederek Avrupa’nın yanı sıra Asya, Ortadoğu ve Afrika ülkelerini de kapsayan, çok boyutlu ve aktif bir dış politika anlayışı benimsedi. Afrika Kıtası ile siyasi, ekonomik ve kültürel iş birliklerine hız verilmesiyle başlayan yeni süreçte Türkiye, Somali’deki iç savaş sebebiyle 1991 yılında kapattığı büyükelçiliği 20 yıl sonra 2011’de tekrar açtı.

Somali hem Ortadoğu hem de Afrika Kıtası’nda elini güçlendirmek isteyen Türkiye için cazip bir konumda. Doğu Afrika ülkesi Somali, Kızıldeniz’i Hint Okyanusu’na bağlayan Babül Mendep Boğazı’nın hemen yakınında bulunuyor. Bu boğazın önemi, Körfez ülkelerinden çıkan petrolün uluslararası pazarlara dağıtıldığı güzergâhta olması. ABD Enerji Bilgi İdaresi’nin verilerine göre 2016 yılında günlük 4,8 milyon varil ham petrol ve rafine edilmiş petrol ürünü, Avrupa, Amerika ve Asya kıtalarına bu boğaz üzerinden ulaştı. Babül Mendep petrolün de ötesinde, Batı’nın Asya ile yaptığı ticaretin kilit noktası konumunda. Dolayısıyla Türkiye, Somali sayesinde uluslararası ticaretin ve enerji transferinin stratejik bölgesinde aktif bir oyuncu olma peşinde.

Babül Mendep Boğazı

Üstelik Türkiye’nin varlığını yalnızca askerî üs üzerinden okumamak gerek. THY’nin 2012 yılında doğrudan seferlerini başlatmasıyla dünyaya açılan Somali’deki uluslararası havalimanı ve deniz limanı, Türk şirketleri tarafından işletiliyor. Böylece Somali gelişen hava ve deniz ulaşımı sayesinde dünyaya açılırken, Türkiye de Somali’nin “Afrika boynuzu” olarak adlandırılan bölgedeki jeostratejik rolünden istifade ediyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Başbakanlık görevinde bulunduğu 2011 yılında Somali’ye yaptığı ziyaret iki ülke ilişkilerinde olduğu kadar Somali’nin uluslararası ölçekte gündeme gelmesi bakımından da dönüm noktasıydı. İç savaşın başladığı 1991 yılından bu yana Avrupa ve Asya ülkeleri arasında Somali’yi ziyaret eden ilk lider Erdoğan oldu. Somali ziyareti 2011 yılıyla sınırlı kalmayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, 2015 ve 2016 yıllarında da Somali’ye giderek bölgenin en büyük hastanesi ile Türkiye’nin dünyadaki en büyük büyükelçiliğinin açılışını gerçekleştirdi. Erdoğan’ın ilkleri barındıran ziyaretleriyle birlikte Çin ve İngiltere’nin de bu ülkedeki diplomatik misyonlarını açması, Türkiye’nin hamle üstünlüğünü resmediyor.

Askerî üs kurmadan iş birliği yapılamaz mı?

Türkiye’nin Somali’ye yaklaşımının çok boyutlu olduğu, askerî alanın dışında eğitim, sağlık, ulaşım, alt yapı ve insani yardım gibi alanlarda ilişkilerin tesis edildiği ortada. Hâliyle Somali’de varlık göstermek için askerî üs gibi ciddi bir yatırıma ihtiyaç olmadığının akla gelmesi pek muhtemel. Hâlbuki bu değerlendirmeyi yaparken Somali gerçeklerini göz önünde bulundurmak gerek.

İç savaşın tahrip ettiği Somali’de devlet otoritesinin tesis edilemediği, bölgeyi yakından takip edenlerin malumu. Özellikle terör örgütü El-Şebab’ın yarattığı güvenlik zafiyeti söz konusu ki Somali silahlanmanın en yüksek olduğu ülkeler arasında. Güvenlik açığının sebep olduğu aşırı silahlanma; yoksulluk, işsizlik ve genç nüfusla bir araya gelince deniz haydutluğu, silah kaçakçılığı gibi hukuk dışı faaliyetlere elverişli bir ortam ortaya çıkıyor. İşte askerî üs; eğitim, sağlık, ulaşım, alt yapı ve insani yardım alanlarındaki sivil faaliyetlere yönelik saldırılara karşı “caydırıcılık” rolüne sahip. Ayrıca üssün önemli işlevlerinden biri de Somalili askerlerin eğitimi. Böylece çatışmanın hâkim olduğu ülkede iyi eğitim almış düzenli bir ordu kurulmasıyla barış ortamı ve siyasi istikrar sağlanabilecek. Dolayısıyla Türkiye, Somali’yi korku, terör ve esaret çemberine hapsetmekten başka bir vaatte bulunamayan küresel aktörlerden farkını ortaya koyuyor.

Yurt dışındaki askerî üslerin bir başka faydası Türkiye’nin son yıllarda ağırlık verdiği savunma sanayii alanını ilgilendiriyor. Türkiye İhracatçılar Meclisi verilerine göre Türkiye 2018 yılında savunma sanayiinde bir buçuk milyar doların üzerinde bir ihracat rakamına ulaştı. Ortadoğu ve Afrika ülkelerinde yeni pazarlar oluşturma gayretinde olan Türkiye, askerî üslerin pozitif etkisiyle yeni talepler oluşturmayı hedefliyor. Örneğin Türkiye’nin askerî üssünün bulunduğu bir diğer ülke olan Katar, Türkiye’nin 2018 yılı savunma sanayii ihracatında 6. sırada yer aldı. Bu bakımdan Türkiye’nin Somali’deki tecrübesi savunma sanayii pazarında referans niteliğinde.

Türkiye’nin sömürge zihniyetinden farkı ne?

Somali Doğu Afrika ve Ortadoğu’da nüfuz elde etme hedeflerine uygun bir konumda. Türkiye’nin Somali tercihinde bu ülkenin jeostratejik avantajlarından beslenme motivasyonu elbette yer tutuyor. Fakat Türkiye’nin tavrını sömürge geçmişleriyle nam kazanmış ülkelerden ayırmak gerekiyor. Öncelikle Türkiye aktif politika yürüttüğü diğer ülkelerde olduğu gibi Somali’de de ülkenin iç işlerine müdahale etmiyor. Ayrıca üstenci tavırdan uzak durarak “ikili ilişkilerde eşitlik” çerçevesinde samimi bir siyaset izliyor. Zaten Erdoğan’ın istikrarlı ziyaretleri Türkiye’nin Somali’ye gösterdiği ilgiyi en üst düzeyde ifade ediyor. Kaldı ki Türkiye askerî alanın ötesinde eğitim, sağlık, ulaşım, insani yardım alanlarında da faaliyet yürüterek barış ortamına yatırım yapıyor. Tüm bunlar Türkiye’nin Somali’nin imkânlarını sömürme anlayışını reddettiğinin, karşılıklı güven ve iş birliğine dayalı ilişkiler kurmaya gayret ettiğinin göstergesi.

Ayrıca ortak tarih ve din birlikteliği de iki ülke arasında bir başka çekim unsuru. Arap Yarımadası ve Afrika’daki Osmanlı etkinliği 16. yüzyıla dayanıyor. Diğer yandan Somali nüfusunun yüzde 85’i hâlen Sünni Müslüman. Türkiye-Somali ilişkilerini yalnızca tarihi ve dini bağlar üzerinden açıklamak yetersiz kalsa da İngiliz, Fransız, İtalyan sömürgeciliğinden nasibini alan ve bağımsızlığını ancak 1960’ta elde edebilen Somali’nin Türkiye ile tarihi ve dini bağları; ekonomik, politik, askerî alandaki iş birliklerini destekleyici unsurlar olarak öne çıkıyor.

Toparlamak gerekirse Türkiye, iç savaşın başladığı 1991’den bu yana dünyanın adeta unuttuğu Somali’yi 2011 yılında en güçlü şekilde uluslararası toplumun gündemine taşıdı. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın liderliğinde ve “insani yardım” gündemiyle hareket ederek önceliğinin Somali halkına yardım eli uzatmak olduğunu ispat etti. Ardından devlet, sivil toplum ve özel sektör birlikteliğiyle Somali’nin yeniden inşasına yönelik hemen her alanda istikrarlı çalışmalar ortaya koydu. Bununla da yetinmeyen Türkiye, Somali’deki devlet otoritesinin tesis edilmesi, böylece barış ve huzur ortamının sağlanması adına en büyük askerî üssünü bu ülkede kurdu. Türkiye’nin yapıcı Somali vizyonunun diğer boyutu ise jeostratejik kazanımlar oldu. Ortadoğu ve Afrika Kıtası’nda etkili bir askerî üs sayesinde Türkiye,  uluslararası ticaretin geçiş noktasında konumlandı. Diğer yandan Somali tecrübesiyle diğer Afrika ülkelerine benzer açılımları gerçekleştirebilme kabiliyeti elde etti ki bunun son örneği bir başka Doğu Afrika ülkesi Sudan’ın Sevakin Adası’nı askerî üs kurmak için Türkiye’ye tahsis etmesi oldu. Hiç şüphe yok ki Türkiye’nin istikrarlı ve kararlı bir biçimde ilerleyen Somali politikası, değer ve çıkarların örtüştürmesi sayesinde başarılı oluyor.

Taygun Öngören

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu girin!
Lütfen adınızı girin