Türkiye neden iflas etmeyecek?

34

Türkiye ekonomisi hakkında bu günlerde pek çok analiz yazısı yazılıyor. Ekonomiyle ilgili felaket senaryolarının türetildiği bu analiz yazılarında bir çok hatalı veri paylaşılıyor. Bunlardan en ilginç olanı ise Foreign Policy adlı internet sitesinde yer alan “Erdoğan Ekonomik Bir Felaketi Türk Bankalarında Derinlere Gizledi” başlıklı makale. Makalede, Türkiye’nin ekonomik bir felaket yaşadığı ve bu felaketin Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından gizlendiği iddia edildi. Aynı zamanda yazıda, Türkiye ekonomisinin çok kısa bir süre içerisinde dış borcunu ödeyemeyecek duruma geleceği de iddia ediliyor.

Peki gerçekten Türkiye ekonomisi bir çıkmazda mı? Ülke rezervleri, kısa vadeli ve uzun vadeli yükümlülüklerini yerine getiremeyecek kadar azaldı mı? Açık kaynaklardaki bilgilerle bu iddalara cevap aradık.

Türkiye 2018 yılının Ağustos ayında yaşadığı kur tabanlı ekonomik kriz sonrası yeni bir ekonomi programı uygulamaya koymuş ve dengelenme yolunda önemli adımlar atmıştır.

Nitekim Ağustos 2018’de 7,3 TL seviyelerine kadar yükselen USD/TL, Eylül 2018-Şubat 2020 arasındaki 1,5 yıllık süre zarfında 6 TL seviyelerinde dengelenmiştir.

Öte yandan aynı dönemde yüzde 24 seviyelerine çıkan faiz oranları Şubat 2020’de yüzde 12 seviyelerine kadar indi, bu durum tüketimin ve büyümenin dengelenmesine de yardımcı oldu.

Mart ayı ile birlikte tüm dünyaya yayılan koronavirüs salgın sonrası Türkiye ekonomisi de olumsuz etkilendi. Ekonomide ve sosyal hayatta uygulanan karantina tedbirleri, tüm dünya genelinde talebin ve tüketimin daralmasına yol açtı. Bu panik ortamında FED piyasaya dolar doldururken, diğer tüm merkez bankaları kendi para birimlerini basarak ekonomilerini kurtarmaya çalıştı.

Türkiye’de ise salgın başlangıcında 6,3 TL seviyelerinde bulunan USD/TL, geçtiğimiz hafta yüzde 16 değer kaybederek 7,3 TL seviyelerine yükseldi. Salgın başlangıcında yüzde 12 seviyelerinde olan faiz oranları ise 4 puan düşerek yüzde 8 seviyelerine geriledi.

Salgının bitmesiyle birlikte hareketlenen piyasalar düşük faizin de etkisiyle hareketlendi, konut ve araba satışları başta olmak üzere tüm tüketim kalemlerinde artış meydana geldi. Bu durum Türkiye’nin tüketime dayalı büyüyen ekonomisi için pozitif etki yarattı.

Türkiye’nin borcunun gayrisafi milli hasılaya oranı da yüzde 30 seviyesinde. Bu seviye Japonya’da yüzde 237, Yunanistan’da yüzde 177, İtalya’da yüzde 135, Singapur’da yüzde 126, ABD’de ise bu oran yüzde 107’dir. Bu durum makalede iddia edildiği gibi; Türkiye’nin bir borç krizinde olduğu iddiasını boşa çıkarıyor.

Ayrıca makalede belirtilmiş olan Türkiye’deki bankaların dolar satıp TL aldığı iddiası da doğru değil. Çünkü BDDK geçtiğimiz 7 ay boyunca açığa TL satma işlemine kısıtlama getirdi fakat Hazine, bankaların TL ihtiyacını Devlet İç Borçlanma Senetleri ihraç ederek giderdi. Şöyle ki; bankalar TL ihtiyacını açık piyasalara dolar satarak değil, hazineden aldığı iç borçlanma senetlerini merkez bankasına satarak giderdi.

Makalede gerçek dışı olan bir diğer iddia ise bankaların dolar borcunun giderek arttığı. Bankacılık sektörünün dolar borcu 2018 ağustos ayında 13 milyar dolar seviyelerinde iken 2020 ağustos ayı itibariyle 5 milyar dolar seviyelerine indi.

Ayrıca çalışmada, Türkiye’deki yerleşik bankaların finansal piyasalarda dolar satarak TL aldığından bahsederken diğer bir yandan bankacılık sektörünün yükselen dolar borcunun tehlikeli seviyelere yükseldiği iddia ediliyor. Bu iki durumun aynı anda görülmesi bankacılık sisteminin işleyişi bakımından zaten imkansız.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu girin!
Lütfen adınızı girin