Çırağan Baskını’ndan 15 Temmuz’a ‘tam bağımsızlık’ mücadelesi

209

Herkesçe malumdur ki Abdülhamid Han da Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da darbelerle çalkalanan bir devlette var olmuş iki liderdir. Bunun temel dinamiklerini herhalde dış mihrakların ‘baş köşede oturmak istediği yer’de oturuyor olmamızda ve bize uzak kaldıkları için içimizden müdahale yapacak mekanizmalar geliştirmiş olmalarında aramak gerekir. Çünkü sanayi devriminin başlattığı sömürgecilik hadisesinden sonra çıkan ‘Şark Meselesi’ ile birlikte Osmanlı toprakları dış güçlerin -hususen İngiltere ve Rusya- ya tesiri ya da hakimiyeti altında kalmalıydı. Bunun için de dış güçler Osmanlı ve ‘Osmanlı mirası Türkiye’de bürokrasi, ordu ve kamuoyunda etkisi olan ve memnuniyetsiz olan herkesle ilişkiler kurmaya çalıştı. Hatta bazen işbirlikçi gizli kadrolarını bile kurdu. Abdülhamid düşmanı Mason “Skaliyeri-Aziz Bey Komitesi” ile Dinler arası Diyalog’çu FETÖ bu işbirlikçi kadrolara verilebilecek en somut iki örnektir. Dün Çırağan Baskını bugün 15 Temmuz Kalkışması bize dış güçlerin burada söz sahibi olmak istediklerini gösteren ve gayrı millî kimliğiyle birbirini andıran iki darbe girişimidir.

İşte bu yazıda; Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan liderliğindeki Türkiye’nin başına gelen 15 Temmuz darbe teşebbüsünü hatırlatan Çırağan Baskını’nı yani Abdülhamid Han’ın devrilmesi için önceden darbecilerle sözleşen V. Murad’ın kaçırılmaya çalışıldığı Çırağan Baskını ve günümüz için taşıdığı anlamdan  söz edilecektir. Yazıda ilk önce niçin bu iki kalkışmanın birbirini andırdığını ve birbirine paralel olarak okuduğumuzu sonrasında da olayın gelişimini ve günümüzü anlamada yardımcı olacağı noktaları anlatmaya çalışacağız

Tarih tekerrür mü etti?

“Aynı nehirde iki kez yıkanamazsınız” ifadesi mutlaka duyduğumuz bir vecizedir. Bunu bir ilke olarak alıp tarihe bakarsak,bu iki kalkışma (Çırağan/15 Temmuz) arasında hiçbir irtibat bulmamız mümkün değildir. Hatta tarih içerisinde kayıtlara geçmiş hiçbir hadise arasında da mukayese yapamayız. Çünkü hiçbiri birbirinin aynısı değildir. Dolayısıyla tarih içerisinde tefekkür edeceğimizde iki hadisenin birbirinin aynısı olmasının imkansız olduğunu akılda tutarak ortak noktalar üzerinden nasıl çıkarımlar yapılabilir ve bu mukayese günümüze tarihî düşünce ve gerçeklik olarak ne katkılar sunar bunun araştırılması gerekir.

 Bu iki kalkışmayı ortak bir tarih okumasıyla neden değerlendiriyoruz?

  1. İki örgüt de gayrı millî

Sultan 5. Murad’ı şehzadeliğinde tekris eden Prodos Mason Locası Üstad-ı Azamı Kleanti Skaliyeri Çırağan Baskını’nın bertaraf edilmesinden sonra 5. Murad’ın saraydan kaçmasına yardım eden Nakşibend Kalfa ile Yunanistan’a kaçmak zorunda kalmıştır.

Mason padişah 5. Murad’la bu derece yakın ilişikisi olan Mason Üstad-ı Azamı Skaliyeri’nin Abdülhamid Han’a karşı V. Murad’ı tahta çıkartma girişimleri hemen hepsi Avrupa-İngiltere kökenli olan Mason teşkilatının yani gayrı millî unsurların devrede olduğunu gösterecek mahiyettedir.

Mason padişah Sultan 5. Murad

Diğer tarafta ise bir İslam alimi olduğunu söyleyen fakat ABD’nin Pensilvanya eyaletinde yaşamını sürdürebilmek için CIA şefi Graham Fuller’den referans mektup alan bir isimdi. Vatikan’ın Papa himayesinde düzenlediği Dinler Arası Diyalog projesi için yaptığı açıklamasında “Papalık Konseyi (PCID) misyonunun bir parçası olmak üzere burada bulunuyoruz.” demişti.

15 Temmuz Kalkışmasına katılan darbecilerde masonik semboller bulunan 1 ABD doları çıkmıştı. Bütün bunlar FETÖ elebaşının mihraklarla olan ilişkisini ve masonik semboller kullanmaya gayet açık olduğunu göz önüne sermişti.

2. Devletin en önemli noktalarına kadar sızdılar

Başkası dese belki inandırıcı gelmez ama Osmanlı Devleti’nin başına gelen ilk Mason padişah ve halife olan V. Murad’ı Skaliyeri-Aziz Bey Komitesi tekris etmiştir. Bu devletin en üst noktasına kadar Masonlar’ın temas halinde olduğunun kanıtıdır. Bununla birlikte Mason locaları ve Skaliyeri-Aziz Bey Komitesi bilhassa Abdülhamid Han’a karşı büyüyen Batıcı muhaliflerin örgütlendiği yuvalar haline gelmiştir. Bunlar içerisinde paşalardan, sadrazamlardan, maliyecilere kadar çeşitli bürokratların Mason localarına kayıt edildiği ve örgütlendiği gözlemlenmektedir.

FETÖ ise 40 yıllık bir proje dahilinde, en başta eğitimde büyük bir sermaye ve insan kaynağı sahibi haline gelerek Emniyet Teşkilatı’na yetiştirdiği örgütçü öğrencilerle Emniyet’i ele geçirdi. Büyük insan kaynağını kullanabilmek için sınav sorularını çaldı. Daha sonra FETÖ’nün Emniyet’teki polis şefleri ve FETÖ’cü hakim-savcılarla gerçekleştirdiği operasyonlarla TSK’da emri altındaki generallerin yükseltildiği ve bu generallerin darbe yapabileceğini 15 Temmuz gecesi Türkiye olarak yaşayarak gördük.

Çırağan Baskını’nın nasıl gerçekleştiğine başlamadan evvel kısaca hatırlatalım: gayrı millî olan bu iki örgütün darbe girişimleri geri püskürtülmeseydi ülkenin bağımsızlığından bahsetmenin hiçbir manası kalmayacaktı.

Osmanlı’nın en karmaşık yılı: 1876

Abdülhamid Han’ın tahta oturduğu 1876 yılında sahilden gemilerle yapılan bir darbe ile Sultan Abdülaziz katledildi; V. Murad tahta çıkartıldı ve aklî dengesinin bozuk olduğu anlaşılınca bürokrasi onu da indirdi. En son Midhat Paşa ve ekibi hiç hesapta olmayan Şehzade Abdülhamid Efendi’nin Midhat Paşa şartlarını kabul etmesiyle tahta çıkarıldı. Amcası katledilen Abdülhamid Han bu darbe ortamından uzaklaşmak için Yıldız Sarayı Külliyesi’ni yaptırıp sahilden kendisini uzaklaştırmış olmasına rağmen bu bir daha bir darbe olmayacağı anlamına gelmiyordu.

Darbecilerin şehit ettiği Sultan Abdulaziz

İlk sarıklı provokatörümüz Ali Suavi

Yakın tarihimizde hakkında çok fazla söylenti olan gazeteci-aydın figürlerinden biri de Ali Suavi’dir. Çıkarttığı provokatif gazeteler kapanan, Avrupa’ya kaçan, mason örgütlerine üye olduğu söylenen ve halkı dinî söylemleriyle tahrik edebilen ve sıradışı bir yaşama sahip olan Ali Suavi Çırağan Baskını’nın elebaşısıdır.[1] Sultan Abdülhamid tahta çıkınca Ali Suavi’yi affetmiş ve İstanbul’a gelmesine müsaade etmiş olmasına rağmen Ali Suavi gerçek dışı hayalleri uğruna ölümü göze alıp padişah devirmeyi kafasına koyabilmiş bir figürdür.

Sarıklı provokatör Ali Suavi

Elveda Rumeli, Merhaba Ali Suavi, Suçlu yine Abdülhamid

Dünya tarihinin en büyük felaketleri olarak tarihe geçen birinci ve ikinci dünya savaşı gibi Osmanlı tarihinin de iki büyük felaketi hiç unutulmaz. Kendisini bir Balkanlar devleti olarak inşa eden Osmanlı İmparatorluğu için iki en büyük felaketten birincisi (1877-78) 93’ Harbi ikincisi ise Balkan harbleridir. Henüz Abdülhamid yeni tahta oturduğu ve içeride iktidarı ele geçirmiş mekanizmalara karşı kendi hakimiyetini  yerleştirmeye çalıştığı günlerde Ruslarla yaşanan ’93 Harbi patlak verir. Rumeli denilen bölgenin büyük kısmı, Bosna-Hersek, Romanya, Makedonya tamamen ve kısmen Bulgaristan Osmanlı toprağı olmaktan çıkar. Bu kötü ortamı ve Ruslar ve Bulgarlara karşı olan nefreti istismar eden Ali Suavi cami, medrese ve kahvehane gibi kalabalıkların doluştuğu yerlerde Sultan V. Murad’ın Abdülhamid’e göre tahta daha layık olduğu ve asla “Rumeli topraklarını satan padişah” olamayacağına yönelik olan propagandasını yaptı.

Sultan 2. Abdulhamid’i eli kanlı katil olarak resmeden bir karikatür.

Sofya ve Filibe gibi Balkan şehirlerinde daha önceden ikamet ettiği için Ali Suavi muhacirleri nasıl tahrik etmesi gerektiğini çok iyi biliyordu. Vatanımızı işgal eden Bulgarlara karşı bir direniş örgütü kurulduğunu ve padişahın da örgüte katılmak için Çırağan Sarayı önünde toplanacak kimselere silahlar ve ihsanlar dağıtacağı[2] yalanını söyleyerek onların Bulgarlar’a karşı olan kinini iyice köpürttü.

20 Mayıs 1878 Çırağan Kalkışması

Sabah saatlerinde Çırağan yakınlarındaki Mecidiye Camii etrafında toplanmaya başlayan muhacir kalabalığı tahminen 300-400 kişiyi bulmuştu. Ali Suavi ise Üsküdar’daki evinden Kuzguncuk’a geçti ve orada toplananlarla birlikte kayıklarla Çırağan Sarayı yakınlarına çıkartma yaptılar. İlk iş sarayın muhafızlarını etkisiz hale getiren Ali Suavi ve çetesi daha sonra ikinci kattaki Sultan V.  Murad’ın dairesine çıktılar. Kaçırma ve darbe teşebbüsünden haberdar olan V. Murad giyinik halde beklediği Ali Suavi gelince onun ve Nişli Salih’in koluna girdi. Saraydan eski padişah V. Murad’ı kaçırmaya çalışırlarken Abdülhamid Han’ın çok güvendiği Beşiktaş Karakolu Muhafızı Hasan Ağa (sonraları Yedi Sekiz Hasan Paşa olarak anılmıştır) sarayı kuşatma altına aldı.

İki kişinin Sultan Murad’ı kaçırmaya çalıştığını gören Yedisekiz Hasan Paşa elebaşı olduğunu anladığı Ali Suavi’yi başına sopa vurarak öldürdü. Yanıbaşında Ali Suavi öldürülünce korkudan ne yaptığını bilemeyen V. Murad kendisini hazine dairesine atıp kilitledi. Bütün gece yaşanan olaylarda Nişli Salih, Arnavut Salih, Hacı Ahmed ve Molla Mustafa gibi elebaşılarla birlikte 23 kişi öldü ve 30 kişi yaralandı. Abdülhamid Han ağabeyi V. Murad ve ailesini ise Malta Köşkü’nde göz hapsine aldırdı. Olayın iç yüzünün anlaşılması için büyük bir soruşturma başlatıldı.

Soruşturma Masonlar’ın kurduğu ‘Skaliyeri Komitesi’ne işaret ediyor

Ali Suavi’nin başlattığı Çırağan Kalkışması için yapılan soruşturma sonuçlanmak üzereyken V. Murad’ı Prodos Mason Locası’na kaydeden Mason Büyük Üstadı Kleanti Skaliyeri 5. Murad’ın endişeli mektubu sonrasında ‘Yurtta Sulh Cihand Sulh Komitesi’nin TRT’de yaptığına benzer bir şekilde Eastern Express Gazetesi’nde ‘Komite’ imzasıyla Abdülhamid Han’a ölüm tehditleri içeren bir yazı yayımlattı. Daha önceden de Çırağan Sarayı’na kadın kılığında girmeye çalışanlar yakalandığından Prodos Mason Locası’yla irtibatlı Skaliyeri-Aziz Bey Komitesi’nin V. Murad’ı kaçırmak niyetinde olduğunu bilen Abdülhamid Han, onlardan biri olan Hacı Hüsnü Bey’i tehditlerle kendi casusu haline getirmiş olması sayesinde Skaliyeri Komitesi’nin bir evde tertip ettiği gizli bir toplantıya baskın emri verdi. Baskında birçok kişi yakalandı fakat elebaşları olduğu tespit edilen Aziz Bey, Kleanti Skaliyeri, Ali Şefkati Bey ve V. Murad’ın cariyesi Nakşibend Kalfa kaçmayı başardılar. Mason localarının yardımıyla Nakşibend Kalfa ve Skaliyeri tıpkı FETÖ’cü teröristler gibi zar zor Yunanistan’a kaçabildiler.[3] Ölene kadar Abdülhamid Han’ın hafiyelerinin gözetiminde yaşamlarını sürdürdüler.

Ali Suavi’nin başlattığı Çırağan Kalkışması’nda ve diğer küçük teşebbüslerde V. Murad’ın kaçmasına yardım eden cariye Nakşibend Kalfa Mason büyük üstadı Skaliyeri ile birlikte Yunanistan’a kaçtığına göre Masonlar’ın Abdülhamid’i devirmek için planlar kurduğu çok açıktır.

139 yılı aşan bir mücadele: Tam Bağımsızlık

Çırağan Baskını’nın üzerinden 139 yıl geçmiş olmasına rağmen şunu rahatlıkla farkedebiliyoruz: Nasıl 139 yıl önce Abdülhamid’i ve İstanbul’un hâkim olduğu beldeleri kontrol etmek istedilerse şimdi de Türkiye Cumhuriyeti’ni ve etki alanını kontrol etmek isteyeceklerdir. Dolayısıyla siyasi aklı, fikrî/insanî/maddî sermayesi ve tüm devlet mekanizmalarıyla bir memleket tam bağımsızlığını kazanmadan darbelerin sonu geldi diyemez. Çünkü Abdülhamid Han’dan Cumhurbaşkanı Erdoğan’a küreselleşen siyaset sahnesinde birden fazla güç varsa bunlar çatışır.

Aslında dün Abdülhamid Han bugün Cumhurbaşkanı Erdoğan Batı’nın gözüne batacak kadar kabullenemediği ‘tam bağımsızlığı’ temsil ediyorlardı. Bu yüzden tam bağımsızlığın dün özel ismi haline gelen Abdülhamid Han’a yapılan saldırılar burada bitmedi. 1905 Bombalı suikastı tertiplendi, medya baskısı yapıldı, Ermeni Meselesi kullanıldı, “Kızıl Sultan” mı denmedi, Avrupa’da karikatürleri mi çizilmedi… Herşey denendi. Fakat dün tam bağımsızlığımızın timsali Abdülhamid Han tüm kalkışmaları atlattı ve asla düşürülemedi; tâ ki Abdülhamid’in çağdaş okullarında yetişen fakat Avrupa’nın başlattığı bu ‘kızıl sultan gitsin’ modasına takılan ve Masonlar’dan etkilenen İttihat ve Terakki 1909’da darbe yapana kadar.

Eğer bugün de tam bağımsızlık diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan’sa 15 Temmuz’da oyun sona ermedi. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın hep birlik vurgusu yapması ve “topunuz gelin” demesi bu tarihî dersi almış olmasından kaynaklanıyor olmalı.

[1] Abdullah Uçman, TDV İslam Ansiklopedisi, C. II, “ALİ SUÂVİ”, Sf. 445-47.

[2] Cevdet Küçük, TDV İslam Ansiklopedisi, C. VIII, “ÇIRAĞAN VAK’ASI”, sf. 307-309.

[3] Ahmet Kısa, Cleanthi Scalieri ve Aziz Bey Komitesi (1876-1878), Yayımlanmamış Y. Lisans Tezi, Hacettepe Ünv. Sosyal Bilimler Enstitüsü Tarih Anabilim Dalı, Ankara: 2012, Sf. 53-57.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu girin!
Lütfen adınızı girin