Hızır Ali Hoca cinayeti 19 yıldır aydınlatılmayı bekliyor

957

Hızır Ali Muratoğlu Hoca, 1998 yılında İsmailağa cami içerisinde şehit edildi. Hızır Ali Hoca, İsmailağa Dergâhının şeyhi Mahmud Hocaefendi’nin damadı ve en yakın talebelerinden biriydi. Hatta Mahmud Hocaefendi’den sonra dergâhın başına geçmesi bekleniyordu. “Dinler arası diyolog”a karşı fikirleriyle biliniyordu.

Cinayet uzun süre aydınlatılmadı. Cinayetle ilgili, polisin elinde görgü tanıklarının ifadeleri ve boş kovanlar dışında bir tek delil yoktu. Üstelik polis uzun süre bu delillerin dışında yeni bir ipucuna da ulaşamadı. Soruşturma, iyice belirsizliğe sürüklenirken, cinayet 3 yıl kadar sonra aniden çözüldü. Polis, bir başka cemaat üyesi Ahmet Kurt’un öldürülmesini Hızır Ali Muratoğlu’nun dosyasıyla birlikte ele almayı kararlaştırdı. Ve cemaat üyelerini yakın takibe alarak kuşkulu davranışlarda bulunduğunu tespit ettiği Ufuk Salih Hantal’ın evine baskın düzenledi. Polis, evin kapısını da Ahmet Kurt cinayetinin işlendiği yerde bulunan anahtarla açıyordu.

Katil ceza almadı.

Ufuk Salih Hantal, psikolojik sorunları olduğu gerekçesiyle ceza almadı. Cinayet üzerinden geçen 19 yıla rağmen hâlâ tam olarak aydınlatılamadı. Hızır Ali Hoca’nın da yazarı olduğu Furkan Dergisi cinayet üzerindeki soru işaretlerini defalarca yazdı. Cinayetin işlenişi, bir türlü tam manasıyla aydınlatılamaması, sağlıklı bir soruşturma yapılmadan kapatılması, FETÖ’nün bu cinayette dâhli olduğu iddialarını gündeme getirdi.

Şehit edilişinin 19. yılında Hızır Ali Muratoğlu cinayetindeki soru işaretlerini gündeme getiren Furkan Dergisi’nin sorularını tekrar hatırlatıyoruz:

1) Katil diye sunulan şahsın, Adlî Tıp Kurumu’nun raporuna göre psikolojik rahatsızlığı var. Hızır Hoca’ya düzenlenen suikastın ardından polisin, “Profesyonelce işlenmiş bir cinayet” tespitiyle, ortaya sürülen aklî dengesi bozuk katil portresi nasıl örtüşüyor?

2) 17 şahitten hiçbiri “Evet, katil bu” demedi. Nasıl oluyor da şahitlerin teşhis edemediği kişi hâdisenin fâili olabiliyor?

3) Yine şahitlerin ifadesiyle, suikastı gerçekleştiren kişi kaçarken beyaz bir servis aracında bulunan kişiye bir şey veriyor ve daha sonra Fener Rum Patrikhanesi’nin civarında izini kaybettiriyor! Bu da suikastçının tek kişi olmadığını, organize bir hareketin parçası olduğu yönündeki şüpheleri kuvvetlendirmekteyken, polis, savcı ve mahkeme niçin bu yönde bir araştırma yapmadı veya yapamadı? Polisi, savcıyı ve mahkemeyi engelleyen mi vardı?

4) Zanlı tatbikat için İsmailağa Camii’ne neden getirilmedi?

5) Medyada “Katil suçunu itiraf etti” şeklinde haber çıkarken, zanlının diğer suçlarıyla ilgili götürüldüğü tatbikat yerinde “Hocayı niye öldürdünüz” sorusuna karşılık gazetecilere “Yok öyle bir şey” şeklindeki cevabı neden dikkate alınmadı?

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu girin!
Lütfen adınızı girin