NSU davası Alman derin devleti tarafından sümen altı ediliyor

197

Almanya’da 2000-2007 yılları arasında 8’i Türk 10 kişiyi öldüren, ancak bağlantıları bugüne kadar aydınlatılamayan aşırı sağcı terör hücresi Nasyonal Sosyalist Yeraltı Örgütü (NSU) davasında sona yaklaşılıyor.

Üç kişilik terör örgütü

Münih Eyalet Yüksek Mahkemesi’nde, 6 Mayıs 2013 yılından bu yana süren davada, tanıkların dinlenmesinin sona ermesi ve Federal Başsavcılığın esas hakkında mütalaasını vermeye başlamasıyla kritik bir aşamaya gelindi. Başsavcılığın 3 kişiden oluştuğuna inandığı Nasyonal Sosyalist Yeraltı (NSU) hücresinin iki üyesi, Uwe Böhnhardt ve Uwe Mundlos, 2011’de bir banka soygunun ardından saklandıkları karavanda ölü bulunmuştu.

NSU’nun üçüncü üyesi ve hayattaki tek sanığı Beate Zschäpe bugüne kadar hakkındaki suçlamaları reddetmiş, yazılı verdiği ifadede cinayetlerin suçunu diğer iki arkadaşının üzerine atmıştı. Zschäpe, Uwe Böhnhardt ve Uwe Mundlos’un yaptıklarını onaylamadığını, kendi hatalarından dolayı ise üzgün olduğunu söylemekle yetinmişti.

Esas hakkındaki mütalaasını sunmaya başlayan Başsavcılık’a göre ise Beate Zschäpe’nin NSU terör örgütünün üç kurucu üyesinden biri olduğu konusunda şüpheye yer yok. Başsavcılığa göre 4 yılı aşkın bir süredir devam eden dava boyunca toplanan kanıtlar ve tanık ifadeleri Zschäpe’nin tüm cinayetler ve saldırılarda suç ortağı olduğunu gösteriyor.

Federal Başsavcı Herbert Diemer, mütalaasında Zschäpe ile suç ortakları Mundlos ve Böhnhardt’ın kurbanlarını yabancı kökenli oldukları için katlettiğini söylerken, “Cinayetlerin nedeni aşırı sağcı ideoloji” görüşünü kaydetti. Başsavcı Anette Gregen ise 42 yaşındaki Zschäpe’nin özgür iradesi ile ve bilinçli bir şekilde NSU’nun diğer üyeleriyle birlikte yer altına çekildiğini, “terör yolunu” seçtiğini, işledikleri cinayet ve saldırıları da “ideolojik amaca hizmet eden saldırılar” olarak gördüğünün altını çizdi.

Başsavcılık, NSU’ya yardım ve yataklık ile suçlanan diğer dört sanık hakkında mütalaasını, Almanya’da adli tatilin sona ermesinin ardından, 31 Ağustos’tan itibaren sunmaya devam edecek. Ardından müdahil avukatların söz alması ve son olarak da savunma tarafının dinlenmesi ile mahkemede karar aşamasına gelinecek.

Yakınları NSU tarafından öldürülen birçok aile, aradan yıllar geçmesine rağmen sorularına yanıt bulamamaları nedeniyle tepkili.

Cevaplanmayan sorular 

Kurbanlar neye göre seçildi? Üçlü terör hücresine kimler yardım etti? İstihbarat ve emniyet birimleri onca yıla yayılan cinayetlerin ırkçı cinayetler zinciri olduğunu neden ortaya çıkaramadı? İç istihbarat teşkilatının bu üçlünün etrafında onlarca muhbiri olmasına rağmen cinayetler neden önlenemedi?

2000 yılında öldürülen ve NSU’nun ilk kurbanı olduğu düşünülen Enver Şimşek’in ailesinin avukatı Seda Başay Yıldız, ailelerin bu soruların yanıtlanmasını istediğini vurguladı.

Başsavcılığın mütalaayı okumaya başlarken, ‘Devlet kurumlarının NSU suçlarıyla bağlantısına dair dayanak yok, olsaydı cezai kovuşturma yapılırdı’ görüşünü vurguladığını hatırlatan Yıldız, “Devlet, devletin sorumluluğunun üstünü kapatıyor” diyerek, şunları söyledi:

“Dava boyunca bir sürü ipucu ortaya çıktı. Çok sayıda meclis araştırma komisyonu bu üçlü terör hücresi tezinin yanlış olduğunu çok daha büyük bir terör ağı olduğu görüşünü ortaya koydular. Başsavcılığın ilk günden itibaren sanki devletin hiçbir sorumluluğu yokmuş, bunların destekçileri yokmuş gibi sadece üç kişiden ibaret bir terör örgütünden yola çıkması çok saçma ve yanlış. Baştan beri başsavcılık bu işi genişletmek istemiyor, bu yargılama sonrası ‘NSU olayını kapattık’ demek istiyorlar. Nihayetinde başsavcılık da bir devlet kurumu. Devlet yine devleti, polislerini, memurlarını korumak istiyor.”

Federal Meclis ve eyalet meclislerindeki NSU araştırma komisyonlarının ortak şüphesi NSU terör hücresinin, çok daha geniş bir aşırı sağcı ağ tarafından desteklendiği yönünde.

3 teröristin etrafında 40 muhbir

Ayrıca bu çalışmalar sonucunda, seri cinayetlerini gerçekleştiren NSU üçlüsünün etrafının yıllarca, en az 40 muhbirle çevrili olduğu ortaya çıktı.

Yine bazı tanıkların şüpheli ölümleri, emniyet ve istihbarat görevlilerinin ‘hatırlamıyorum’ diyerek soruları yanıtsız bırakmaları ve iç istihbarat kuruluşunda imha edilen sayısız dosya birçok soru işaretine yol açmıştı.

NSU cinayetlerinin belgeleri 120 yıl gizli kalacak 

Son olarak da Hessen Eyaleti İç İstihbarat Teşkilatı’nın, önemli belgeler için “120 yıl gizlilik kararı” alması hem siyasilerin hem de kurban aileleri ile avukatlarının tepkisine yol açtı.

Bu teşkilat için çalışan Andreas Temme’nin, 6 Nisan 2006 tarihinde işlenen Halit Yozgat cinayeti sırasında olay mahallinde bulunduğu sonradan ortaya çıkmıştı. Temme, NSU hakkında bilgisi olmadığını iddia ederken, olayla ilgili birçok soru işaretine bugüne kadar yanıt bulunabilmiş değil ve gizlilik kararı alınan dosyanın bu olayla ilintili olabileceği belirtiliyor.

Avukat Yıldız, “Cinayetin aydınlatılmasından daha önemli hangi neden 120 yıllık bir gizlilik kararının gerekçesini oluşturabilir? Cinayeti aydınlatmaktan daha önemli ne olabilir? 9 kişi ırkçı cinayete kurban düşmüş, 1 polis öldürülmüş. Demek ki devletin gizli tutmak istediği, ‘daha önemli’ olduğunu düşündüğü bazı konular var” diye konuştu.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu girin!
Lütfen adınızı girin