Irkçı dalgaya su taşıyan anti-kahraman: Ümit Özdağ

umit-ozdag

Anti-kahramanlar neden bu kadar çok seviliyor? Ezik, yalancı, takıntılı hatta pislik ve ruh hastası olabiliyorlar, ancak yine de seviliyorlar. Farkında mısınız, son yıllarda toplumdaki “anti kahramanlar” ne kadar çoğaldı? Antik dönem anlatılarından günümüze kadar gelen anlatıların çoğu, bir kahramanın imkânsızı başarmasını ve mutlu sona ulaşmasını konu alıyor. Eski anlatılarda bile hikâyenin küçük bir parçası olan anti kahramanlar günümüzde hikâyelerin ana figürü haline gelmiş durumda. Anti kahramandan bahsederken işe önce kahraman kelimesinin tanımını yapmakla başlamak gerek. Kahraman; TDK sözlüğünde sıfat olarak “savaşta veya tehlikeli bir durumda yararlık gösteren kimse” olarak tanımlanıyor. Öte yandan kahraman yerine de kullanılan Protagonist, Cambridge sözlükte “bir hikaye ya da oyunun ana karakteri” olarak tanımlanıyor. Kahramanın daha geniş bir tanımı ise “büyük bir güç veya yetenekle donatılmış, çoğu zaman ilahi kökenli mitolojik veya efsanevi figür.” dür ve eş anlamlısı “tanrı, ikon, idol” dür. Hem Türkçe hem de yabancı dil tanımlamalarından da anlaşılacağı üzere kahraman dendiğinde ilk akla gelen yiğitlik, kötülüğe karşı cesurluk gibi özelliklerdir. Anti Kahraman ise Oxford sözlüğünde” bir hikayedeki klasik bir kahramanın niteliklerine sahip olmayan veya sıradan bir insana benzeyen ancak ahlaki açıdan kötü olan ana karakter” olarak tanımlanıyor.

Anti kahraman anlatılarında toplumun kabul ettiği ahlaki sınırların dışına çıkarak gelişen olaylar ve anti kahramanın bunların karşısındaki adaleti kendisi sağlama, tehdit, şantaj vb. eylemleri normal olmadığı gibi bireylerin muhakeme yeteneğini de doğrudan hedef alır. Çünkü toplumsal onay ve tanımlama mekanizmalarının dışında yer alan kahramanlar, sözde kendi ahlaki değerlerine sahiptir ve “gerektiği takdirde” kötülük yapmaktan veya suç işlemekten çekinmezler. Sosyal medya da kendini gündelik hayatta görünür kılmaya çalışan anti-kahramanlarla dolu. Bugün tüm insanlığın sosyal medya vitrininde, kendisi için kurguladığı yaşam felsefesi katlanılmaz tezatlar içerir. Bir yandan bizlere anı yaşamamız gerektiği söylenirken, bir yandan bu anıları çabucak geride bırakmamız gerektiği ve sınırsızca yeniden yaşama atılma hakkımız olduğu söylenir. Bir yandan tüketmek için açlık çeken ruhumuzu dizginlememiz gerektiği söylenirken bir yandan sağlıklı ve kabul edilebilir bir insan olmamız için mutlaka sahip olmanız gerekenler sıralanır. Bir yandan insanları sevmemiz, onlara mümkün olan her yerde kucak açmamız gerektiği söylenirken bir yandan bu söylem yalnızca fiziki özelliklerle ya da önyargılarla bir grup insanın faşistçe sistemin dışına itilmesini savunur. Bugünün anti-kahramanı işte tam da bu noktada, kendisini “sahnenin” dışından kurtaramadığı etik söylemin içerisine yerleşir. Fakat geçmiştekilerden farklı olarak o, söylemdeki farklılıkları kendi kötülüğünün örtüsü olarak kullanabilecektir. Hatta toplumun gözlerinin içine bakarak suç işleyebilecektir çünkü muhakeme yeteneğini kurguya emanet eden halk da daima anti-kahramanın yanında olacaktır. (!)

Konsantre anti-kahraman: Ümit Özdağ

Göçmenleri hedef tahtasına oturtan Ümit Özdağ da ırkçı, yalancı anti kahraman kimliğine bürünerek kitle psikolojisine oynuyor. Toplumda göçmen ve sığınmacılara yönelik duyulan korku ve nefreti kanalize etmeye çalışıyor. Bu kirli amaç uğruna kullandığı araçlar ise şişirilmiş demografik veriler, çarpıtılmış gelecek projeksiyonları, göçmenlere sağlanan imkanlar hakkında onlarca kez yalanlandığı halde tekrar tekrar paylaştığı yanlış bilgiler. Irkçı Özdağ toplumda hissedilen karmaşık sorunları basite indirgeyip gerçekçi olmayan ama basit bir çözüm vaadi sunuyor: Zafer Turizm. Anti-kahramanımız burada “Beni seçerseniz göçmenleri ülkeden göndereceğim. Zira göçmenler ülkeyi ele geçirecek, bizi ana vatanımızdan edecek.” algısı oluşturuyor. Çekilen Sessiz İstila kısa filmi de bu algı çabasında somut bir örnek olarak karşımıza çıkıyor. Muhalif söylemin lokomotifi ırkçı siyasete emanet edilirse olacağı budur tabii. Ancak Özdağ’dan başka “somut” siyaset yapan da yok. Böylece inandırıcılık konusunda altılı masayı da bir kenara atıyor. Halk desteğini yanına çekiyor. Ümit Özdağ, son olarak Hatay’a giderek sınırı mayınlarla döşeyeceğini açıkladı. Ancak güvenlik güçleri buna müsaade etmeyince her zamanki gibi yaygara kopardı. Toplu göçmen katliamı planlayan Özdağ, planı suya düşünce kendini mağdur rolüne öyle kaptırdı ki uzun süre bu rolden çıkamadı. Neymiş, güvenlik güçleri sınırdan geçirmemiş. Bu anayasal bir suçmuş. Toplumu örgütlemek, nefreti körüklemek suç değil ancak polisimizin böyle iğrenç bir zihniyeti engellemesi suç, öyle mi? Bu amansız planların hepsi boşuna Ümit Bey! Dilerseniz Zafer turizme atlayıp hayalini kurduğunuz ‘göçmenlerin olmadığı’ bir ülkede yaşayabilirsiniz.