Fransa Müslüman kadınlara karşı savaşını nasıl sürdürüyor?

64

Frantz Fanon, Fransa’nın Cezayir işgali sırasında sömürgeci tutumunu sürdürme konusundaki cinsiyetçi yaklaşımını şöyle yazdı: “Cezayir toplumunun yapısını, direnişini yok etmek istiyorsak önce kadınları fethetmeliyiz; onları kendilerini sakladıkları çarşaflarında ve erkeklerin gözünü uzak tuttuğu evlerde gidip bulmalıyız.”

Görünüşe göre bu yaklaşım, Fransız devleti ve toplumu için geçmişte kaldı.

Nitekim bir kez daha, geçen hafta Müslüman kadın başörtüsü takma hakları ile alakalı konuşan yüzlerce yorumcu, onlarca televizyonunun yanı sıra radyo tartışmaları ve manşetler tarafından rahatsız edildi.

Fransa bağlamında bu kadar alışılmış hale gelen sonsuz saldırıların bu çığı, en soldan en sağa doğru geniş bir politik yelpazeyi birleştirdi. Bu saldırılardan biri başörtü takan bir annenin, Dijon’daki bölgesel parlamentoya eşlik etmek için oğlunu götürdüğü bir okul gezisinde meydana geldi.

Faşist Ulusal Ralli partisinden (eski adı Ulusal Cephe olarak bilinen) siyasetçi Julien Odoul, “Fatma” olarak bilinen başörtülü kadının başörtüsünü çıkartmasını veya binayı terk etmesini istedi.

Meclis başkanı Odoul’un konuşmasına titizlikle karşı çıkarken, diğer üyeler beceriksiz bir şekilde koltukların arasında dolaştı ve NR temsilcisi durması için ikna edici taleplerde biel bulunmadı. Sonuçta anne, sıkıntılı çocuğunu korumaya çalışırken, tek başına saldırıya maruz kaldı.

Odoul’un saldırısı da bir istisna değil. Örneğin, Müslüman kadınlar 2004 yılında Fransa’da kamusal alanda başörtü takması yasaklandı. Okulda ve diğer kamu hizmetlerine erişmelerini yasadışı kılmayı amaçlayan yasalar bulunuyor.

Fransa, utanç verici bir şekilde 2011’de peçe yasağını uygulayan ilk Avrupa ülkesiydi.

Aynı zamanda geçen hafta , 17 Ekim 1961’de Cezayir savaşı sırasında gerçekleşen Paris katliamlarının yıldönümünü de kutladı. Daha önce II. Dünya Savaşı sırasında yüzlerce Yahudi’nin sınır dışı edilmesine katılan Maurice Papon’un emri altında, Cezayir’in bağımsızlığını protesto eden yüzlerce Cezayirli öldürüldü ve vücutları Fransız polisi tarafından Seine nehrinde atıldı.

Fransa devletinin, hem yurtiçinde hem de yurtdışında Cezayirlilere yönelik sömürgeci şiddeti ve istismarını anma ve tanıma konusundaki direnişi, bugün Fransa’daki Müslümanlara yönelik şiddeti maskelemede önemli bir rol oynuyor.

Fatma’nın bölgesel mecliste uğradığı sözlü saldırıdan altı gün sonra, Fransız gazetesi Libération, Fransız haber kanallarında başörtüsü hakkında 85 televizyonda tartışmalar yapıldığını, 286 kişinin konuyla ilgili konuşmaya davet edildiğini ancak inanılmaz olan bunlardan tek bir kişinin bile başörtülü olmadığını belirtti.

Dikkat çekici olan şey ise, Müslüman kadınlara yönelik bu açık alıştırma ve Fransa’da kamusal hayata katılma haklarının aşırı sağın korunmasında olmadığıdır. Nitekim Odoul’un görüşü, 2000’li yılların başından beri devlet tarafından yapılan açıklamanın savunmasından ortaya çıkan liberal feminist argümanlar tarafından normalleştirildi.

Şimdi, son yirmi yılda olduğu gibi, bu saldırılar, bu dışlayıcı yasalar, devletin şiddeti, ezilen Müslüman kadınları barbar kocalarından ve babalarından kurtaran bir kurtuluş eylemi olarak defalarca savundu.

ABD’nin Afgan kadınları bombalayarak serbest bırakmaya söz verdiği gibi, Fransız aydınlar da Müslüman kadınları toplumdan soyutlayarak, çalışma haklarını elinden alarak özgürleştirmeyi vaat ediyor.

Fransız devletinin geçmişinden bir şey öğrenip öğrenmedi merak edilen konulardan biri. Belki de geçmişini tanımayı reddetmesi, ondan ders çıkarmasını da eşit derecede engelliyordur.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu girin!
Lütfen adınızı girin